2018-09-10

Geçmişten Günümüze Siyez

Tüm buğdayların atası siyezin nesiller boyu süren öyküsü, insanların yerleşik hayata geçmesi ile, yani bundan 10 bin yıl öncesinde başlıyor. Bunca zaman içinde; dünya değişiyor, insanlar, toplumlar değişiyor fakat siyez değişmiyor. Hala aynı saflık, aynı doğallık ile tarlalardan sofralarımıza gelmeye devam ediyor.

Kaplıca buğdayı da olarak bilinen siyezin bilimsel adı Triticum monococcum. İngilizcede ise küçük kızıl buğday anlamındaki Einkorn Wheat olarak adlandırılıyor.  Diğer bilinen isimleri ise ‘kabulca’ ve ‘Hitit bulguru’. Türkiye’de en sık Kastamonu bölgesinde yetiştiriliyor ve çok uzun bir tarihi geçmişi var.

Siyez buğdayı, Anadolu’da Frigler ve Hititler tarafından kullanılmış, 14 kromozomlu bir buğday türü. 1936’dan bu yana genetiği değiştirilmiş 49 kromozomlu buğdayların yanı sıra, siyezin genetiğinde 10 bin yıl boyunca hiç bir değişim yaşanmamış. Bu sebeple diğer buğday türlerinden çok daha doğal ve sağlıklı.

İtalya merkezli Slow Food Biyoçeşitlilik Vakfı’nın 2012 yılında düzenlediği dünyaca ünlü fuarda temsil edilen siyez, Slow Food tarafından, yok olma tehtidi altında olan ve geleneksel yöntemler ile koruma altına alınan ‘Presidia’ listesine girmeye hak kazanan tek Türkiye merkezli tohum çeşidi siyez. Bu  listede bulunması ile de ne denli önemli bir tohum olduğu anlaşıyor.

Siyez içindeki glisemik indeks değeri çok düşük. Bu sayede kan şekerine düşme yüzdesi de düşük seviyelerde kalıyor. Siyez kolestrol içermiyor ve posa-lif bakımdan zengin bir gıda. İçerdiği yüksek miktardaki mineral ve selüloz sayesinde, kabızlığı önleyerek bağırsak kanserine karşı bağışıklılık sağlıyor. İçerisindeki folik asit ile, çocuk ve hamile kadınlar için oldukça önemli bir gıda sayılıyor. Üretilirken rengi açılmadığı için, sarı renkli bulgurlardaki gibi besin değeri düşmüyor. Hiçbir bitki hastalığından etkilenmediği için bakteri taşımıyor.

ÜRÜNLERİMİZ VE
SİYEZ İLE İLGİLİ EN GÜNCEL BİLGİLERİ KEŞFEDİN

BLOG’A GÖZAT